Blogculuk sadece blog yazmak değildir

Yaklaşık on yıldır çeşitli bloglarda yazmışlığım, kendi bloglarımı kurmuşluğum ve bırakmışlığım var. Bu süre içinde blogculuk işinin evrimine bizzat şahit oldum. Gelinen noktada blogcu olmak, artık sadece blog yazmaktan çok daha fazlası ve daha zorlu bir iş. Bugün sizlerle deneyimlerimi paylaşmak istiyorum.

Eskiden blogculuk

Eskiden blogculuk yapmak çok daha basit bir işti. İnternet günümüzdeki gibi gelişmemişti. Video ve ses içerikleri çok fazla öne çıkmamıştı. Hatta resim ve fotoğraflar bile bu kadar ön planda değildi. SEO ise bu kadar şart değildi. Sosyal medya ise emekleme dönemindeydi.

Bir blog açıp yazmaya başlayabilirdiniz. Sunucu ve alan adına bile gerek yoktu. WordPress, blogspot veya tumblr uzantılı ücretsiz alan adları da işinizi görürdü. Siz istikrarlı bir şekilde yazarsanız takipçi kitleniz de istikrarlı bir şekilde gelişiyordu.

Yazmak dışında bir şey yapmanıza gerek yoktu, masraf yapmanıza da gerek yoktu. Hatta blogunuz, o hâliyle bile size ekmeğinizi kazandırabilirdi.

SEO’nun etkileri

Peki sonra ne oldu? Aslında bir sürü şey oldu ve ayrı başlıklar altında teker teker incelenmesi gerekiyor. İlk önce arama motoru optimizasyonu (SEO) konusuna bakalım.

Eskiden bir blog açtığınızda, hiçbir SEO çalışması yapmadan gerek arama motorlarından gerekse diğer kanallardan bir şekilde ziyaretçi çekebiliyordunuz. Ben bunu yıllar önce kişisel blogumda başarmıştım. SEO, o zamanlar da var olan bir şeydi. Fakat etkisi bu kadar büyük değildi.

SEO’nun etkisinin artması ve binlerce web sitesinin bu duruma uyum sağlaması, oyunun bütün kurallarını değiştirdi. Blogculuk bambaşka bir hâle büründü.

Günümüzde bir blogcu sadece iyi yazmayı bilen kişi değil, aynı zamanda iyi SEO yapabilen kişidir. Bunun da bazı sonuçları var:

  1. İyi bir blogcu, yazacağı konu hakkında tamamen özgür değildir. O, önce bir anahtar kelime araştırması yapmalıdır. Google’da iyi bir aranma sayısına sahip olan ama rekabeti de düşük olan bir konu seçmek zorundadır.
  2. İyi bir blogcu, üslubunda tamamen özgür değildir. İçeriğini SEO kurallarına göre biçimlendirmelidir.
  3. İyi bir blogcu; AMP, site haritası, Google Search Console vb. araçlara da hakim olmalıdır.

Tabii ki bunları yapmanız yetmiyor. Bir şekilde backlink bulmanız gerekiyor. Aksi takdirde içeriğin kralını da yazsanız, SEO’nun kralını da yapsanız hiçbir şeye yaramaz. (Neyse ki Google’ın yakında bu sistemi değiştirmesi bekleniyor) Haber sitelerinin, habercilik dışındaki diğer bütün alanlarda da içerik üretmesinin size alan bırakmaması da başka bir sorun.

Sosyal medyanın etkisi

Sosyal medyanın blogculuk üzerindeki etkisi ölümcül oldu. Blogculuğun altın çağı, sosyal medya ile sona erdi. Eskiden sosyal medya bu kadar yaygın ve çeşitli değildi. Fakat yaygınlaştıkça ve milyonlarca insan sosyal medya platformlarında toplandıkça işin rengi değişti.

Blogunuzdaki içeriği sosyal medyada duyurmalıydınız. Çünkü insanlar sosyal medyadaydı ve sizi oradan takip etmek istiyorlardı. Sadece bu kadarla sınırlı değil. Yayınladığınız içeriğe, oradaki paylaşıma tıklayıp sitenize girerek ulaşmak yerine, doğrudan oranın içinden ulaşmak istiyorlardı. Sizin web siteniz bir şey ifade etmiyordu.

Hâl böyle olunca blogcuların yerini sosyal medya fenomenleri almaya başladı. Yeterince büyük bir kitleye ulaşan ve bu işi ciddiyetle yürüten fenomenler, reklam ve ticaret de yapmaya başlayarak çok iyi para kazanmaya başladılar.

Bazı blogcular sosyal medyayı, bloglarına takipçi çekmek için kullanabildi ve bazıları da bloglarını tamamen kapatıp sadece sosyal medyada varlıklarını sürdürdü.

Youtube etkisi

Ölümcül darbeler burada bitmedi. Blogculuk bir başka ölümcül darbeyi de Youtube’dan aldı. Video içerikler, doğru yapılırsa daha süslü, daha eğlenceli olmaktaydı. Üstelik izlemek, okumaktan daha kolay geliyordu. İnsanlar, hangi konuda içerik talep ediyorlarsa onu bloglarda değil, Youtube’da aramaya başladılar.

Blogger sözcüğü unutulurken Youtuber sözcüğü dillere pelesenk oldu. Çok sayıda insan bu işe girdi ve çok sayıda kişi de izleyici olarak yerini aldı. Pek çok blog ve web sitesi, hemen bir Youtube ayağı inşa edip video içeriklerle ayakta kalmayı başardılar, bloglarını geri plana ittiler. Hatta iyi bir kazanç elde edenler de oldu. Hatta daha ileri gidip, blogunu kapatan ve sadece Youtube kanalı ile yola devam edenler de oldu.

Podcast ve blogculuk

Podcast yeni bir medya türü sayılmaz ama son zamanlarda hızlı bir yükseliş gösterdi. İnsanlar, bir şeyi okuyarak ya da izleyerek zaman harcamak yerine işlerine odaklanırken ya da seyahat ederken dinlemeyi tercih etmeye başladılar.

Piyasa neredeyse her konuda yağmur gibi podcast içeriğine maruz kalıyor. Peki bunun blogculuk üzerine etkisi ne?

Pek çok blog, ayrıca bir podcast kanalı açtı ve ikisini birbirine entegre etti. Bazıları bloglarını geri plana itip podcasti öne çıkardı. Bazıları ise bloglarını tamamen kapatıp Youtube ve podcast ile yola devam ettiler.

Ayrı bir başlık açmaya şimdilik gerek görmüyorum ama e-posta pazarlaması da son zamanlarda benzer bir etkide bulunuyor.

Blogculuk artık bütün bu araçların hepsidir

Blogculuk tamamen öldü mü peki? Elbette hayır. Fakat yazmakla sınırlı bir araç olmaktan çıktı. Eski tip, sadece blog olan bir blog artık çok fazla ilerleyemiyor, kitlelere ulaşamıyor, kıyıda köşede unutuluyor ve çoğu zaman kapanıyor.

Günümüzde bir bir blogcu aynı ayda birkaç kanalda birden faaliyet göstermek zorunda:

  • En yaygın sosyal medya platformlarının hemen hemen hepsi.
  • Youtube.
  • Podcast platformları.
  • E-posta bültenleri.

Ve günümüzde bir blogcu sadece yazma yeteneğine sahip olarak işini sürdüremez. O, yazmanın yanı sıra başka yeteneklere de sahip olmalı:

  • SEO uzmanlığı.
  • Sosyal medya uzmanlığı.
  • E-posta uzmanlığı.
  • Diğer dijital pazarlama uzmanlıkları.
  • Grafik tasarım.
  • Video içerik üretimi ile ilgili uzmanlıklar.
  • Podcast üretimi ile ilgili uzmanlıklar.

ve bunların alt dalları.

Kısacası blogculuk günümüzde artık bu. Ancak bütün bunlar yapılırsa o blog gerçek anlamda bir yere gelebiliyor. Tabii ki bu kadar şeyi bir kişinin tek başına yapması artık pek mümkün değil. Blog açıp da keyfinize göre yazabilirsiniz ama sürdürülebilir olmuyor.

Son yıllarda, geçmişi yıllar öncesine dayanan daha az sayıda blog görüyorum. Gerçekten bir yerlere gelenler ise yukarıda söz ettiğim kanalların büyük çoğunluğunda birden faaliyet gösteriyor ve kalabalık bir ekibe sahipler. Birer medya kuruluşu gibiler. Bu ekipler sadece yazarlardan değil; grafik tasarımcılar, sosyal medya uzmanları, SEO uzmanları, video ve ses içeriği üreticileri, dijital pazarlama uzmanlarından da oluşuyorlar.

Aynı zamanda büyük miktarda maddi yatırım yapıyorlar. Sosyal medya platformlarında reklam vererek takipçi arttırıyorlar. İşleri için gerekli profesyonel program, araç ve gereçleri satın alıyorlar. Gerekirse backlink de satın alıyorlar.

Yazmanın geri plana itilmesi

İçerik yazmak, gittikçe değersizleşen bir uzmanlık olmaya başladı. Bir zamanlar insanlar, blogculuk yaparak para kazanıyorlardı. Ayrıca freelance metin yazarlığı da yazı başına fena olmayan bir gelir sağlayabiliyordu.

Şimdiyse pek çok web sitesi, içeriği gönüllü yazarların yazdığı, yazarlara hiçbir ödemenin yapılmadığı ama sitenin de iyi para kazandığı bir durumda.

Linkedin’deki yazar ilanlarının neredeyse tamamında, çalışma modeli olarak “gönüllü” yazıyor. Yani bedava yazacak insan arıyorlar.

Freelance iş platformlarında ise yazılı içerik talepleri için tebrik edilen ücretler rezalet düzeyinde. SEO uyumlu, özgün, kaliteli bir içerik talep edip 100 kelimesine 50 kuruş teklif eden bir sürü ilan gördüm. Bazı içerik yazarlığı platformları ise pahalıya yazılı içerik satabiliyorlar ama yazara düşen miktar yok denecek kadar az olabiliyor.

Bugün size içimi döktüm ama blogculuk işinin bir portresini de çizdim. Blogculuk, 10-15 yıl öncesinden çok farklı. Yazılı içerik üretmek, tüm zorluklarına rağmen bir blogun en değersiz kısmıdır ve içerik yazarlığı da ne yazık ki hak ettiği değeri çoktan kaybetmiş bir meslek.